11 Temmuz 2017 Salı

Kırmızı Kayık



Kırmızı Kayık
 
       Sahilde yürürken bir andan karşıma çıktı. Gördüğüme çok sevindim bu kırmızı kayığı. Sevincim, kırmızıya olan sevgimden kaynaklanıyor olabilirdi. Ya da rengiyle diğerlerinden tamamen ayrılan kayığın, aynı zamanda etraftaki renklerle olan bunca uyumundan. Fakat sebebi ne olursa olsun, şunu söyleyebilirdim: Kırmızı renk bir kayığa ancak bu kadar yakışabilirdi! Allah için, seçilen ton çok güzeldi. Bence kırmızının bu tonu literatüre kesinlikle böyle girmeliydi: Kayık kırmızısı!

       Kayığı izlerken sahibini hayal ettim. Bu kayığın sahibi çok faklı biri olmalıydı. Kayığının  yanına eğilmiş bir şeyler yapıyordu. Elli yaşlarında, kısaya yakın orta boylu, normal kiloda biri. Üzerine kış boyu giydiği siyah balıkçı kazağının sıyrılmış kolları, yaz boyu yanmış teninde kalan bronzluğunu ortada bırakıyordu. Sarıya çalan kıvırcık saçı ve sakalı, ağzından düşmeyen sigarasıyla daha da sararmış görünüyordu. Kayığına sanki canlıymış gibi yaklaşan bu düzgün insanın kimseyle fazla işi olmamalıydı. Zira yaşam boş gevezeliklerle harcanmayacak kadar değerliydi.

       Muhtemelen kayığına bir isim de vermişti. Bu bir kadın ismi olmalıydı. Renginden mi, adamın kayığına olan özenli tavrından mı bilmiyorum, kayık bana öyle "dişi" göründü ki, böyle düşünmekten kendimi alamadım. Artık var olmayan, aynı yaşta ölümsüzleşen bir kadın. Hatları düzgün, saçları kumral, uzun ve denizdeki dalgalar gibi kıvrımlı...

Devam etmeyi çok istedim, olmadı. Hep "beni burada kes" diyen bir ses bana seslendi sanki. Bir şey beni durdurdu hep. O yüzden kırmızı kayıkla ilgili yazacaklarım şimdilik bu kadar. Fakat bu giriş bir gün çok okunan bir romanın bir parçası olabilir. Kim bilir?!...

Sema Bilgin



23 Şubat 2017 Perşembe

Tekerleme, Şekerleme!

Tekerleme ŞekerlemeCebimdeki üç misket,
Kimi bulanık, kimi net
Çocukluk anılarıma götürür beni!

Avucumda oynarım
Bir çizik taş, bir istop!
Sonra arada bizim evin önündeki 
Üç misketin ikisi
Tutar ve sallar ipi!
Üçücüsü atlar, 
Diğerleri sayar!
"Laleli bir,
"İçeriye gir,
"Üç kere atla,
"Dışarıya çık!"

Beş taş oynayan arkadaşımın
Elindeki maharet görülmeye değer.
Ben de fena sayılmam hani!
Önce birleri,
Sonra ikileri,
Üçleri, dörtleri ve beşleri...
Sağ elimle alırım,
Sol elimle yaptığım köprüden içeri!

Duvava dönüp sayarım
"Bir, iki, üç,dört, ... yirmi..."
"Önüm
"Arkam
"Sağım
"Solum sobe,
"Saklanmayan ebe!"

Kah ebelenirim,
Kah sobelerim.
Olsun! Hiç üzülmem!
İster yanalım,
İster yenelim,
Hiç bir şey vermez
Birlikte oynamaktan aldığımız zevki!

Cebimdeki üç misket,
Kimi bulanık, kimi net
Çocukluk anılarıma götürür beni...

                                         Sema BİLGİN





ŞÜKÜR!

Şükür

ŞÜKÜR!

Her günüm umut
Ve mutluluk dolu!
Ne olursa olsun
Vazgeçmem yaşamaktan.
Kimse yıkamaz beni!
Ne kötü söz,
Ne de kem göz.

Sevdiklerimi düşünürüm.
Sağlığım,varlıklarım
Ve yokluklarım için
Şükrederim!
En çok da çocuklarıma
Bakmayı severim.
Ve kocamın ellerine.
Annem, babam ve kardeşlerimin
Gülen gözlerine.
Bir de aydınlık bir günde
Mavi gökyüzüne!

22 Şubat 2017 Çarşamba

Yaşam Döngüsü, Yaşam Söngüsü


Yaşam Döngüsü, Yaşam Söngüsü       İlk cemre düştü...havaya! Ölü sandığımız her şey yeniden canlanmaya başladı. Ağaçtaki tomurcuğu görebilmek için ona iyice bakmak gerekse de, dalında patlayıvermiş bir kaç çiçek, baharın gelişini erkenden müjdeliyor bize. Bedenimi ve benliğimi harekete geçirmek için kendime ayırdığım bir saatlik zaman diliminde adımlarımı saymaya başlıyorum. İki elimin on parmağını kullanıyor ve her yüz adımda bir parmağımı avucumu içine doğru kapatıyorum. Böylece ufak bir hesapla toplam kaç adım yürümüş olduğumu bilebileceğim. 

       Adımlarım  aynı hızda. Kalbimin ritmi de ona ayak uydurmuş, bedenim, beynim, kalbim ve ruhum birlikte yürüyoruz. ...78, 79, 80, ..., 96, 97, 98, 99, 100. Bir bütün olduğumuzu hissettiğimiz ender zamanlardan biri. Hatta uzun zamandır o kadar ender ki, ne yapacağımızı tam da bilemiyoruz, sadece yürüyor, sayıyor ve bakıyoruz...bedenim, beynim, kalbim ve ruhum.


       Dört yüzü geçip beş yüzlere devam ederken önümde bebek arabasını iten anneyi fark ediyorum. Kendimi hatırlıyorum. Anne olduğumu, kızımı ve oğlumu. Sonra bir daha bakıyorum ve seviyorum, önümdeki kadını, bebek arabasını, muhtemelen arabada bulunan çocuğu ve anneliğimi. Onları görmekten, bunları düşünmekden mutluluk duyuyorum. Çünkü ben hayatta en çok anne olmayı sevdim.


       Derken kadın birden bire duruyor. 20 m kadar ilerideler. Kadın eğilmiş bebek arabasına bir şeyler söylüyor. Yaklaştıkça fark ediyorum ki, bir şeyler söylemiyor, bir şeyler BAĞIRIYOR! Parmağı havada tehditler savuruyor. Bir daha gezmeye getirmeyecekmiş, bu gün bir daha hiç bir şey yapmayacakmış! Arabayı iterek yürümeye devam ediyor.  "Herhalde çok genç anne..." diyorum kendi kendime. Yanlarından geçerken önce anneye, sonra çocuğa bakıyorum. Anne gayet yetişkin. Çocuk iki yaşlarında, erkek. Nasıl güzeller! 


       Ben yanlarından geçer geçmez anne tekrar durup, bağırmaya devam ediyor. "Arkadaşlarına nasıl davranman gerektiğini öğ-re-ne-cek-sin! O çocuğa bunu nasıl yaparsın?!" Yavrum! Nasıl masum bakıyor annesine! Hem "ben ne yaptım ki?" hem de "suçluyum anne, affet!" der gibi. Hayatta en çok güvendiği varlıktan öyle korkuyor ki!... Aynı anda da bir şeyler demeye çalışıyor, ama anne delirmiş gibi! 


       “En kötü ne yapmış olabilir ki?! En fazla itiklemiştir.” diye düşünüyorum. Bir şeyler demek istiyorum, ama ne denebilir ki? "Çok gerginsin belli... Gel şöyle biraz oturup konuşalım... Sakinleş... Neler geçti başından... Eşin mi anlamadı seni? Neye üzgünsün, öfkelisin bu kadar?.. Çocuğunu sevmiyor olamazsın. Hiç bir anne çocuğuna bunu yapmak istemez. Gel içindeki acıyı dindirelim." diyesim geliyor. Ama diyemiyorum. Yürümeye devam ederken dönüp yine bakıyorum. Yoklar. 


       Bütünlüğümüz bozuluyor. Bedenim, beynim, kalbim ve ruhum bu kez yan yana yürüyoruz. Ama el ele. Üzgün. Ne yapmalı? Dua edip duruyorum: "Allah'ım, bu anneyi iyileştir! Yavruyu iyileştir! Acılarını ve öfkesini dindir! Kalbine merhamet ve şefkat ver! Biz insanları iyileştir! Bizi evlatlarımıza ve birbirimize karşı merhametli kıl ya Rab'bim!" 


       Derken...gözlerimden damlayıp yanağımı ıslatmış tuzlu iki su damlasını fark ediyorum. Nedense yalnızca birini siliveriyorum. Aynı anda anneyi iyileşmiş, çocuğu korkuları geçmiş olarak birbirine sarılırken hayal ediyorum uzun süre. 


Amin!


Sema BİLGİN